27 Nisan 2010 Salı

Yumak

buraya kimsecikler birşeyler yazmadığı zaman, öksüz kaldığı hissine kapılıp birşeyler yazasım geliyor...
bana yazdırmak için mi yapıyorsunuz, bunu anlamış değilim...
bir klişeyle programımıza ara veriyoruz...
"kadınlar karmaşık yaratıklardır..."
aslına bakarsanız; -sözüm size karmaşa bekçileri!- pekte karmaşık değilsiniz...
bir ilişkide, avcunuzun içinde karışık bir yumak olsun istiyorsunuz, daima...
o yumakla oynayıp, hoş vakit geçirmekten, sağa sola koşuşturmaktansa,
gereksiz ve fazla merakınızdan olsa gerek, "acaba içinde birşeyler mi gizli?" diyerekten çözmeye başlıyorsunuz...
gördüğünüz tek şey, dışarıdakinin aynısı... ip!
sonra, oynayasınız geldiğinde, ip yumağından eser kalmadığını fark ediyorsunuz, bak sen şu şansa ki...
bu evrede, o lanet olası yumağı, daha az önce kendinizin çözmüş olduğu gerçeği unutuluyor elbet...
başka bir yumak istiyorsunuz erkekten... başka bir karmaşa. bir karışıklık!
erkek, bir yumak daha veriyor el kremleri, losyonlar ve envai çeşit kimyasalla pamuksulaştırdığınız avcunuza...
oynuyorsunuz... on dakika... yirmi dakika... birkaç saat... birkaç gün...
sonra, merak edip tekrar çözmeye koyuluyorsunuz... kimyanızdan olsa gerek, geçmişten ders almakta yok hamurunuzda...
büyük bir iştahla çözüyorsunuz... sağdan geçir, altından al, üstünden sok! kısa sürede o güzelim yumak, o büyük çabalarla sarılmış ip bütünü, bozuluyor...
tekrar sarmak fikrinin aklınıza gelmemesini ve kendinizin çözdüğünü unutmanızın yanı sıra, "neden bu kadar çabuk söküldüğü" hakkında erkek tarafına çıkışıyorsunuz...
sonra erkek, bunca çıkışa dayanamayıp, yapay yumaklarla gününüzün güzel geçmesi için çabalıyor.
sonra siz yine çözüyorsunuz, o bir tane daha oluşturuyor...
yapageldiğiniz şeyin, tekerrür olduğunu fark ediyorsunuz, ardından...
tekerrür denen şeyin, aynı insanla yapılmasından mütevellit, rahatsızlık duyuyorsunuz, siz zararlı bünyeler...
sonra, başka bir insanın avcunuzun içine verdiği yumağı çözmenin, daha heyecanlı olacağı fikri aklınıza düşüyor...
ne tesadüf ki, bu aşamadan sonra, o pamuk yumuşaklığı formatındaki avuçlarınızın içine, başlarda özenle, sonralarında zoraki konulan yumaklarla oynamıyorsunuz. çözmüyorsunuz da... öylece duruyor bir köşede... başlarda yapmanız gerekeni, son demlerinde yapıyorsunuz... ee, haşlama ilişki, bir işe yaramıyor elbet...
erkek ya bıkıyor, ya bıkmak zorunda bırakılıyor...
siz, başka bir avcun, benzer bir ip yumağını avcunuza özenle bırakmasını hayranlıkla izlerken, erkek, her birini özenle çözdüğünüz yumakların karman çorman ettiği odasını toparlamakla meşgul oluyor...
yumaklar eski haline gelmiyor. eskisi kadar mükemmel gözükmüyor mesela... ya da eskiden olduğu gibi basit osla da, eğlenceli olamıyor...
siz, arkanızı toplamadan çekip gidiyorsunuz...
erkek, yaşantısına bir türlü devam ediyor. ya gerçekten umursamıyor gidişinizi, ya kahroluyor. ya umursamaz gibi davranıyor, ya da ortak arkadaşlarınıza dil dökerek ömrünün bir kısmını tüketiyor...
siz, değişik insanlar, aynı yaşanmışlıklarla, yani tekerrürden ibaret bir hayat yaşarken, erkek yaşadıklarına sürekli değişik tepkimeler vermek zorunda bırakılıyor...
peki bu hikaye nasıl bir sonuç mu doğuruyor? anlatayım...
kadın, karmaşık bir yapı olarak algılanıyor. aslında olmadığı, herkesin gözünün önünde olduğu halde kimse görmek istemiyor, konduramıyor basitliği, bunca acı çektiren ve aynı zamanda bunca mutlu da eden bir canlıya...
kadın, yaşıyor hayatını. envai çeşit fabrikanın ipliğine dokunarak, çözerek, karıştırarak...
erkekse çabalarına bakıyor, kadının ardında bıraktığı topuk seslerinin, dağınık odasındaki hali, uğultuları eşliğinde... şaşırıyor, üzülüyor, kırılıyor, darılıyor, güceniyor, her ne bok yiyorsa yiyor!
kadının avcuna büyük hevesler ve mutluluklarla ya da dayatma karşısında istemeden de olsa bıraktığı tüm yumakları gözlemliyor bir süre... izliyor, düşünüyor, izliyor, üzülüyor, izliyor, lanet okuyor...
süreci tamamlamasının hemen ardından toparlıyor dağınık odasını, yumaklarını... hayatında yer alacak bir sonraki teknoloji -kozmetik- harikası için, hayatında yer alacak bir sonraki açık olan avuçları doldurmak için...
erkek birbirine girmiş ipleri tekrar yumak haline getirirken, üzgünlüğünün ve sıkıntısının getirisi, çözemediği yerleri bir makas yardımı ile kesip atıyor. makyajını tazeledikten sonra çekip giden kadının darmadağın ettiklerini toplamak yorgun ve bıkkın bir hale sokuyor adamı. eksiltiyor, bir sonraki avuca vereceklerini...
sonra, yani odasını tamamen topladıktan sonra, erkek tekrar yaşam belirtileri gösteriyor, eksik de olsa... tekrar ediyor yaşadıkları. hayatına giren her kadın karşısına geçip, avcunu açıyor... gün geçtikçe açılan avuçları umursaması da, içine özenle bıraktığı yumakta, özeni de azalıyor...
daha az yaptığı müddetçe sevildiğini gören erkek, her ilişkiden sonraki toparlama evresinde, makası daha sık kullanır hale geliyor. eksilttikleri artık bir dezavantaj gibi değil de, bir avantajmışçasına lanse oluyor gözünde...
adam deneyim kazanırken, değerlerini kaybediyor bir bir...
kadın, hala aynı şeyleri yaşamakta... belki de daha büyük bir yumak istemek, tek yaptığı değişiklik. ve pek tabii, hayatındaki insan sürkülasyonu... bir de bunun yanında modaya uyum göstererek takındığı ruh halleri ve tavırlar var ki, bunlar da "aynı şeyler"e dahil edilebilir bana sorarsanız...
adam, makas kullanımına ilgisi arttıkça, ilişkileri daha uzun sürmeye, kadınlardan daha çok ilgi, alaka, samimiyet ve sevgi görmeye başlıyor... birşeyler vermedikçe, yani elinde ve avucunda hiçbirşey kalmayınca,
hayatına giren kadınlar tarafından mükemmel olarak adlandırılıyor, el üstünde tutuluyor... oysa, adam hiçbirşey yapmıyor. düşünmüyor, yardımcı olmuyor, çözümcü olmuyor, sağduyulu olmuyor, empati kurmuyor... kadının hayatına birşeyler katma çabasından sıyrılıp kafasının dikine göre yaşamaya başladığı anda, bak sen şu tesadüfe ki tüm kadınlar yollarına güller döküyor, güzel kokulu vücut yağlarıyla masaj yapmak için gün sayıyor ve ulaşılmaz görüyor...
ve son...
duygusuz olmaya mecbur olan bir adam... ve, hiç değişmeyen kadın...
...
bu konu üzerine, daha fazla yazardım da... çok uzadı, çok dallanıp budaklandı...
kısacası, kadın karmaşık değildir. yalnızca karşısında sürekli bir karmaşa, sürekli çözebileceği birşeyler olsun ister...
siz ona, sürekli değişik alanlarda çözebileceğini kanıtlayabileceği imkanlar yarattığınız müddetçe, o, size avuç açmaya devam edecektir...
ha, bir de şu var ki, makas kullanma eğilimi gösterdiğiniz taktirde, ulaşılmaz diyerek niteleseler de sizi, size sunulan hiçbir güzellik, özene bezene yumakları oluşturduğunuz dönemlerde yaşadıklarınızın yerini tutmayacaktır... çaba göstermeyi sever, insan dediğin... çabalamadığı herşey, değersizdir insanın gözünde...
bir kadının en mükemmel aşkı olmak için adlı bir yazı yazmıştım. bu anlattıklarım, o seviyeye ulaşmak söz konusu olduğunda, nihenk taşı kıvamındadır... keza orada modellediğim erkekte, elinde ve avucunda hiçbirşey olmayan biriydi...
eklemem gerektiğini hissettim... bu yazıdaki modeller, yer değiştirebilir. yani iyi niyetli taraf kadın, umursamaz ve çözme arzusuyla kavrulan taraf erkekte olabilir. örneklerini de görüyor-duyuyoruz...
bunca şey söyledikten sonra, bir soru sormak niyetindeyim, bu yazıyı yorumlayacak olan herkese...
yaşanmışlığından ötürü bıkkın düşüp, sunduklarını azaltan, duygusuzlaşan, bazı çok önemli noktaları önemsizleştiren kadının-erkeğin hayatına giren, hiçbir değerini kaybetmemeyi başararak o günlerine gelmiş, herşeyi ilkmiş gibi büyük bir heyecan ve mutlulukla yaşamaya odaklanan adamın-kadının ne suçu günahı var?
bence asıl tartışılması gereken de bu... herkes birşeyler yaşıyor, tecrübe ediyor iyili-kötülü... ama kimisi, bir sonrakini güzelleştirmek için, yaşadıklarına tecrübe diyerek üzerine birşeyler katma çabası içindeyken, kimileri de yaşadıklarına kayıp gözüyle bakarken, bir sonraki davranışında gözlemlenecek olan, sürekli bir eksilme içerisinde sürükleniyorlar...
pozitif ve negatif kutupların birleşmesi gibi olmasa gerek, bu iki farklı ucun bir ilişki içerisinde olması...

Benzer Yazılar



0 yorum:

Yorum Gönder