27 Nisan 2010 Salı

toplantı.

-kriz bir aşırı üretim olgusudur. Artı ürünler satılamadığında kriz çıkar. Peki artı ürün nedir? Artı ürün ve ya artı değer emekçinin başkaları tarafından el konulmak üzere, emek gücünün gerekli zorunlu ürününün ötesinde yaptığı ve karşılığında ücretini alamadığı üründür. Bu artı ürün satılamayıp piyasada biriktiğinde krizler patlak verir. Peki bu artı ürün nasıl satılabilinir? Burjuva bunu tüketemez çünkü sayıları azdır ve paraları olsa dahi böyle büyük bir yığını tüketemezler. İşçi sınıfına bu artı ürün yetmez çünkü sayıları çok fazladır ama yine de alım güçleri yoktur. Bu durumda işçi sınıfının ücretlerine zam yapılabilir. Ama bu durumun kapitalist için ürünleri yakmakla hiçbir farkı yoktur. Bunun için ücretleri arttırmak yerine halk borçlandırılır, ödenemiycek krediler verilir ve böylece krediler ve bunun yanında bankalar çökmüş olur.kapitalistin bu sonuç getirmiycek planına karşı karl marx emekçilerin tüketim standartlarının yükseltilmesi, çalışma saatlerinin azaltılması şeklinde çözümler önermiştir.artı değer zaten emekçi sınıfının ürettiği bir değerdir ve yine emekçi sınıfına ait olmalıdır.yani Üretim kitleselleşip sermaye birikimi merkezileştikçe kar oranlarında kaçınılmaz düşüler ortaya çıkar. Bu anlamda kapitalizmin değişmez yasaları işlerken sistemin kriz üreten işleyişi kendini dışarı vurmaya başlar. Sermayenin yüksek karlılık ihtiyacı krizi tetikler.
-1990lı yıllarda neoliberalizm zaferini kutlarken herşeyin iyi gittiği ilan ediliyordu. Daha önce hiç bu kadar servet birikimi olmamaış, lüks tüketim malları hiç bu kadar üretilip tüketilmemişti. Oysa finansal şişmeye dayalı karlar maksizmizasyonuyla dönen çark elbette sıkışır ve çarkın tıkandığı yerde balon patlar, büyüme artık sürdürülemez olur. İşte bu anda kriz çığlıklarını duymaya başlarız
-ekonomik bunalım kendini gösterdiğinde devlet duruma el koyma ihtiyacı duyar aynı mortgage krizinde FED’in faiz artırımlarından sonra faizlerin tekrar düşürülmesi, ingilterenin en büyük 5. Bankasının kamulaştırılması gibi örnekler devletin ekonomiye doğrudan müdahalesini açıkça ortaya sermektedir. 1980 ekonomik buhranıyla yükselen neo-liberalizm yani devletin ekonomiden elini tamamen çekmesi kuralı ortadan kaldırıldı.küresel finans krizindeki gelişmeler kapitalist sistemin ancak devlet güvencesiyle korunduğu ve o olmadan işleyemeyeceğini ortaya koydu.böylece Kapitalist piyasanın kurumsallaşmasını sağlıyan aynı zamanda bu işleyişin meşruluğunu oluşturan devlet olduğu ortaya çıkıyor. Kapitalist devlet sermayenin riskini toplumsallaştırıyor ve halka yüklüyor. Devlet karın özelleştirilmesini sağlarken zararı kamusallaştırıyor. Ayrıca proleteryaya artık tarihin bir öznesi olmadığı devrimci karakterini kaybettiği dayatılıyor
-ekonomi işleyemez hale gelip büyük sanayi kuruluşları iflas etmeye başladığında finansal araçlar tüketim mallarında ortaya çıkan aşırı üretimin krize yol açmaması için tüketici kredileriyle yeni talep yaratılmasına hizmet eder,. kriz aşırı üretimi yani kitlelerin ihtiyacından fazla ürünün üretilmiş olmasıyla başlar.. bu da kapitalizmin yapısında bulunan üretimin sınırsız olarak büyütülmesine doğru yönelme ile halk yığınlarının sınırlı tüketimi(proleter oluşları yüzünden sınırlı) arasındaki çelişkidir.
- Kriz neden çıkar? ‘Kriz, reel olamayan ekonomi ile reel ekonomi arasındaki açılmadan çıkar.' İsterseniz bu tanımı ‘finansal ekonomi' ile ‘fizik ekonomi' arasındaki farkın açılması şeklinde de ifade edebiliriz. Reel ekonomi, mal ve hizmet üretimi, reel olmayan ekonomi, parasal hareketler ve göstergeler demektir.konut üretimini örnekliyecek olursak konut üretimindeki artış demirden çimentoya kadar üretim mallarının üretiminde büyük bir artışa, bu sektöre yeni bir talebin oluşmasına hizmet eder, istihdam düşer, işsizlik azalır buraya kadar sorun yokmuş gibi görünür fakat halk yığınlarının alım gücü sınırlıdır ve sınıra ulaşıldığında talep düşer fakat üretim aynen devam eder. Yeni yapılan konutlar satılamaz, kriz başlar. burada devletin ekonomiye müdahalesi devletin çukur kazıp çukur doldurtmasıyla kitlenin alım gücünü arttırmasıdır. Neoliberalizme göre ise özel finans kuruluşları aracılığıyla tüketici kredileri genişletilir, aşırı üretime talep yatırılır. Kredilerdeki genişleme üretimin sınırsız büyümesine teşvik eder üretim genişler konut kredileri sürekli büyür ve sınırısz gelişme sınırına ulaşır. Tüketici kredileri ödeyemez hale gelir. Marksın tabiriyle “ belirli tarihlerde vadeleri dolan ödemeler zinciri, yüzlerce yerinden kopar.” Kendisine geri ödeme yapılmayan bankalar kendi ödemelerini yapamazlar ve ödemelerin yapılması için ek finansmana ihtiyaç duyarlar böylece küçük,orta büyük ve en büyük finans kuruluşlarından yardım alırlar. Nihayetinde en büyük finans kuruluşları dar boğaza girer likidite(döviz,menkul kiymet, gayri menkullerin sorunsuz şekilde nakde çevrilmesi)sorunuyla karşı karşıya kalır. Bu kez merkez bankaları finans kuruluşlarının elindeki ödenmeyen kredi taahütlerini eski değerleri üzerinden alarak onları kurtarmaya çalışır yani devlet bütçesi ödenmeyen kredilerin ödenmesinde kullanılır. Yeni sorunlar sıradadır. Konuta kredi yoluyla sağlanan ek talep sona ermiştir. Konut üretimindeki sermaya değer yitirir. Konutların satılamadığı oranda fiyatları düşer yani devlet senetlerin ve kredilerinin değerlerinin düşmesini önlemiş olsa dahi doğrudan konut değeri düşer. Böylece konut üreten şirketler mütahitler iflasa sürüklenir. Çimento demir gibi reel sektöre olan talep azalır işsizlik yükselir. Finansal kriz reel sektörün kriziyle tamamlanır.
-kriz dönemleri kitlelerin açlığa-umutsuzluğa-geleceksizliğe mahkum edildiği dönemlerdir. Böyle zamanlarda kitleler kolayca alt kimlikleri üzerinden manipüle(bir kişiyi kurumu kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak) edilebilir. Krizin tahribatı toplumun bir kesimini kolayca ötekileştirebilr. Kitleler birbirinin celladı haline dönüştürülebilir. Kriz anı özellikle sınıfın örgütsüzlüğüne paralel olarak faşizmin kitle ruhuna yayıldığı, faşizmin sıradanlaştığı anlardır.
- sermaye kriz koşullarında krizin bütün yükünü işçilerden çıkarmaya uğraşır. Yüzbinlerce işçinin işten atılması, ücretlerin baskılanması, çalışma koşullarının ağırlaştırılması, en temel hakların gaspı gündeme gelir. Sermaye sürekli insanların emeğini kanını emerek büyüyüp gelişirken diğer tarafta emerek metalaştırdığı emekle sürekli bir çelişki halindedir.yani sürekli olarak sermayenin sermaye olarak varolması yani koçun koç sabancının sabancı olarak kalması için canlı emeğe ihtiyaç olduğunu göz önünde bulundurmalıdır.

***********************************************
bugün konuştum bunu 5 saat önce falan..

Benzer Yazılar



0 yorum:

Yorum Gönder