27 Nisan 2010 Salı

Soluk Soluğa



Gazeteden içeri girerken dizlerimin titremesine engel olamıyordum. Bu kocaman okyanusun içinde kendi oyuğunda saklanan küçük bir balıktım sadece. Öyle çekingendim ki, renklerimi bile saklıyordum dikkat çekmemek için… Oysa gökkuşağının her tonu vardı içimde…

Kafamda bu düşünceler dans ederken asansöre bindim. Kabindeki güneş gözlüklü adamı başımla selamladım… Düğmeye bastıktan sonra saçlarımı düzeltip katların çıkışını seyre daldım…

“Parmakların” dedi yanı başımda bir ses…

-Efendim???

“Kimle görüşmeye gidiyorsan parmaklarını rahat bırak onun yanında… Kimse parmaklarını kırmak ister gibi çıtlatan birini işe almak istemez…”

Afedersin ama ben zaten yazıyorum burada! Yani içimdeki parmak katiline karşın beni işe almış birileri…

Gülümsedi…

Cümlemi tamamlar tamamlamaz asansörün kapısı açıldı… İneceğim kata gelmememe rağmen kendimi dışarı attım…

-Size iyi günler…

-Görüşürüz…

Kızmıştım… Ama tuhaf bir şekilde gerginliğimi üzerimden atmama sebep oldu bu konuşma. Geriye kalan iki katı çıkarken gözlüklüde ki güvenin onda birinin bende olması için neleri feda edeceğimi düşündüm…

Editörün katına geldiğimde derin bir nefes aldım, parmaklarıma bakıp gülümsedim sinirlice, ve içeri girdim…

-Selam Güler hanım…

-Selam Derin’cim. Nasılsın bakalım geldi mi yeni yazılar?

-Şeyy evet burada… Köşe için konuşacaktım sizinle bana özel bir köşe verecektiniz hani konuşmuştuk ya geçenlerde..Bir yazı dizisi hazırlamak istiyorum…

Ha evet ama şu an toplantıya girmem gerek sen bırak yeni yazıların haftaya konuşalım olur mu?

Peki, ben gideyim o zaman iyi günler…

Sesim o kadar kısık çıkmıştı ki sonunu ben bile duyamamıştım…

Asansöre doğru yürürken midem bulandı…

Okyanusu düşündüm tekrar…Beni bir lokmada yutacak büyük balıkları düşündüm…Büyük ihtimalle büyümeye fırsat bulamadan, kocaman çirkin bir balığın midesinde hayallerim yarım kalmış bir şekilde yatıyor olacaktım…

Gazetenin kocaman döner kapısından çıkarken, lobide, bacak bacak üstüne atmış, ilgisizce bir moda dergisi karıştıran gözlüklüyü gördüm… Beni görünce ayağa kalktı …

Parmakların yerinde olduğuna göre görüşmen iyi geçmiş anlaşılan...

Sorma! Şimdilik yerindeler ama biraz sonra kesmeyi planlıyorum nasılsa bir işe yaradıkları yok… En azından yazmak için yormam onları da bir anlık acı hissederler ama sonrası sonsuz huzur!

Sana iyi gelecek şey bir fincan kahve bence…Yarım saatim var ne dersin?

Bir kez daha şaşırdım netliğine…

Tabi ki kahve bütün acımı alıp götürecek değildi … Ama bu ukala adamı merak ediyordum… Birde şu sinir gözlüğü olmasa diye geçirdim içimden…

-Olur ne kaybederim… En kötü ihtimal parmaklarımı yoracak bir hikaye daha çıkar…

Ama kahveyi boş ver Viskiye ne dersin ? Sert olsun…


Devam Edecek...

Benzer Yazılar



0 yorum:

Yorum Gönder