27 Nisan 2010 Salı

Sahipsiz

PaNDoRa,  kendi blog sitesinde bir yazı yayınlamıştı ve rica ettim burada da yayınlanması için ve buyrun işte o yazı:
Bazı kişilerin hayatları en başından “talihsizliklerle” başlar.Talihsizliklerle başlayan hayat neredeyse “sonsuza” dek o şekilde devam eder.
Kişinin yüzü kolay kolay “gülmez”
İşte o kişilerden birisidir D. Aynı zamanda da çok sevdiğim, değer verdiğim, 20 yılı aşkındır tanıdığım bir arkadaşımdır. İç burkan bir hikâyesi vardır onun… Oturup saatlerce anlatır da, söyleyecek tek kelime bulamazsınız dinlerken. Kendine güvenini çoktan yitirmiş, önce ailesi, sonra eşi ve eşinin ailesi tarafından pasifize edilmiş, hor görülmüş, aşağılanmış, şiddet görmüş, yuhalanmış, ezilmiş hep ezilmiş hala da aynı şekilde devam eden bir hayatı vardır D’nin. İlkokulu 2. Sınıfta iken terk etmek zorunda kalmış ve yıllar geçmiş olmasına rağmen hala içi gider bir öğrenci gördüğünde.
26 Yıl evvel D. 14 yaşında o zamanki mahalleden bir komşu abisi (şimdiki eşi) tarafından kaçırılmış ve arkadaşları sokaklarda evcilik oynarken maalesef ailesinin de baskısı ile o erkeğe eş olmuş…  Semtin kız çocuğu iken, aynı semtin kadını olmuş. Henüz hiçbir şeyi bilmiyorken…  Hiçbir şey(!) Hayalleri olmamışken, gençlik nedir bilmemişken. Ne kötü… En kötüsü de annesinin “Bir boğaz eksilir” düşüncesi ile kızını zorla kaçıran adamla evlenmeye zorlamasıdır aslında.
Çok mutsuz bir gelin olmuş D. gelin olmak dahi istememiş ki zaten.
Evinin kadını olmuş fakat çok özenirmiş sokakta oynayan arkadaşlarına. Öyle ya, o da henüz bir oyun çocuğu değil mi ki? Özendikçe ağlar, ağladıkça ağlayası da gelirmiş. Birkaç kez tutamamış kendini kaynaşmış yine eskisi gibi oyun arkadaşları ile ama her seferinde kayınpederinin çirkin sesi ve zehir gibi kelimelerini kulaklarında ve o herkesin içinde daha da acıtan tekmesini de poposunda hissederek gerçeğe dönermiş “Seni gidi kahpe it’in evladı, yürü lan evine. Başımızı belaya mı sokacaksın sen?”…  Kahpe… İt’in evladı… Kahpe… İt’in evladı… Kahpe ben, İt babamDönem dönem babasının bir “it” olduğunu kendisi de söyler gerçi “Bırakıp gitti bizi o “H” orosp…  yüzünden, 5 çocuğunu da bıraktı gitti. Bugün bunları yaşıyorsam babamdır tek suçlusu” der. Söylenir, söylenir babasına…

“Bunlar” derken nelerden bahsediyor biliyor musunuz?
Kocasının zorla cinsel ilişkiye zorlamaları. (İlk kaçırdığı gün dahil, hem de D. o gün muayyen günündeyken).
Kocasından, kayınpederinden yediği dayaklar ve aşağılayıcı ifadeler.
Kayınvalidesinden duyduğu “Senin anan da böyleydi zaten, sümsüklüğün ona çekmiş” ithamları.
Sonrasında yine kocasının “Onlar bizim büyüklerimiz, karşı gelemeyiz” diyerek ailesinden arka çıkmaları.
Annesine gidip derdini anlatmaya çalıştığı zamanlarda duyduğu, duyarken de etini lime lime kesiyorlarmış gibi hissettiği “O senin kocan döver de, sever de sakın ha sakın yuvanı bozmayı aklından bile geçirme” nasihatleri. Annesinin bu tutumunu bana “Annem böyle söylemekte haklı. O ne yapsın evlendiği adam bizi hiç istemedi ki, korkuyor şimdi bizim yüzümüzden huzuru bozulacak diye” şeklinde açıklamıştı.
Tabii ya, annesinin huzuru bozulmamalıydı. Hem o artık kocaman bir kadındı. E-ee zaten kendisi de böyle şeyler yaşamıştı ki. Bu hayatta kadın olmak zordu. Kısmetinde ne varsa D’de bunu yaşayacaktı. Yaşıyordu, yaşamaya devam edecekti…
Her konuda kendisini suçlu bulması ve kendi kendini günah keçisi ilan etmesi bir insanın ne kadar da acı…
Henüz 16 yaşındayken ilk çocuğuna hamile kaldı D.
Hamileydi… 8 Aylık olmuştu karnında taşıdığı parçası. Doktora götürülmediği için ölen bebeğinin neredeyse kendisini de zehirleyerek öldüreceğini fenalaşıp da apar topar hastaneye kaldırıldığında öğrenmişti. Kızmıştı Dr. D’ye “Bu ne ihmalkârlık” diye, ama onun bir suçu yoktu ki. Götürmemişlerdi işte. Ne isteyerek, ne de zorladığı halde… Sinirleri çok yıpranmıştı bu yaşanılandan sonra. Aklı yerinde yoktu sanki. Sevmediği kocası ile her gün yaşadığı sorunlarına, sıkıntılarına yenileri eklenmişti. Bir akşam kavga çıkarmış ve “Sokakta yaşamak bundan daha iyidir” diye düşünerek hiddetlenmişti daha da, kendini kaybetmişti hiddetiyle. Ta ki bacağında derin, ıslak ve kırmızı bir acı hissedince geçmişti hiddeti. Gördüğü manzara da gürül gürül akan kan ve kana bulanmış bir bıçak vardı. Mutfağında sebze ve meyvesi için elinden düşmeyen bıçağı bacağındaydı şimdi. Bacağından çıktığı gibi de boğazına dayanmıştı “Eğer bu olanı kimseye anlatırsan, seni öldürürüm” kelimeleri de kulağında. Kısa bir süre sonra korkudan zangır zangır titrerken bir yandan da hastanedeki uzmanlara olayın nasıl olduğunu uyduruyordu D. “Üzerine düştüm, nasıl oldu bilmiyorum, farkında değilim”… İnanmıyorlardı fakat başka şansları yoktu dinleyenlerin, inanmış gibi yapmaktan.
Kapılar üzerine kilitlenmeye de başlamıştı evinde artık. Esir miydi, o evin bir bireyi mi bilemiyordu? Çok yalnızdı, çok güçsüz. Mücadele edemiyordu hiçbir şeyle. Öyle ya, mücadele edebilmesi için biraz kendine güvenmesi, biraz da çevresinden destek görmesi gerekmez miydi? Bunların hiç biri yoktu onda. Birilerinin ona değer vermesi, insan yerine konması… Yoktu bunlar… Hiç olmamıştı… O kadar şanssızdı ki…
Yıllar içinde benzeri birçok olay yaşamış ve kabullenmişti artık bu hayatın ona sadece zulüm vereceğini.  “Baştan kaybetmiştim ki ben, İt babam hepimizi bırakıp da o “H” orosp…’nun peşinden gittiğinde kaybetmiştim. Her şeye rağmen sıkı sıkı sarılabilirdik ama Gülcan, kenetlenebilirdik geride kalanlarla. Onlar yanaşmadı buna, herkes kendi derdine düştü. Daha iyi yerlerde olabilirdim. Ahh, bir fırsat verselerdi. Ahh, ahhh” diye hayıflanır sık sık… Hayıflanır da hala…
Hiçbir şey için geç olmadığını anlatmakla uğraşır dururum yıllardır D’ye. Güven vermeye çalışırım, güvenini yerine getirmeye değil. Hiç elde edememiş o muhteşem duyguyu…
Toplumumuz ya da dünyada tek örnek değil aslında D. Milyonlarca kadın var benzer olayları, hatta ve hatta daha kötülerini yaşayan. Sonu ölümle sonuçlananları da var biliyorsunuz. Özellikle son zamanlarda o kadar sık duyuyoruz ki ”Eşi tarafından öldürüldü” ya da “Ağabeyi tarafından öldürüldü” vs. vs. diye… Çoğu zaman kadın olmak suçmuş gibi şu hayatta…
Gazetede, TV’de kısaca basında sık sık benzer haberleri duyarız değil mi? Bir düşünsenize uzaktan duymak nasıl da üzüyor insanı. Fakat yaşananlara yakinen şahit olmak ve yanı sıra da çaresiz kalmak çok acıtıyor. Çok fazla…
Bu yaşanılan gerçek öykünün ana sorunlarından birisini “Sahipsizlik” olarak nitelendirebiliriz. Devletin ve ailenin, bireyi sahiplenmemesi ve bağlantılı olarak kişinin de kendisine eğitimsizliğinden dolayı sahip çıkamayışı. Haa bir de cehalet ve kötü niyetin birleşip insan kalbini ele geçirmesi.

Bu yazı daha önce alargu.blogspot.com/ adresinde yayınlandı.

Benzer Yazılar



0 yorum:

Yorum Gönder