27 Nisan 2010 Salı

kolay doğum pozisyonları


Şükür ki, doğumu sırtında taşıdığınız, anne olmanın ağırbaşlılığını ağırlığını duyduğunuz, kendi vücudunuzun doğal işlerini yapmaktan ayıran ve doğurmanın eğlencesini kaçırdığınız günleri geride bıraktık...
Bugün kadınlar rahatsızlığı en aza indirip, doğum sürecini hızlandırmak için vücutlarını nasıl kullanacaklarını öğrenebiliyorlar. Çeşitli pozisyonları denemek doğum sancıları ve doğum sırasında sizin için en iyinin ne olduğunu bulmak için yardım edebilir. İşte çeşitli doğum sancısı ve doğum pozisyonları hakkında bilmeniz gerekenler.

Ayakta Durmak

Avantajları
Ceninin oksijeni mükemmelYerçekimini kullanır.Kasılmalar daha etkili ve daha az acılıdır.

Doğumu hızlandırmaya yardım eder.İtme gereksinimini yaratmaya yardım eder.

Dezavantajları

Doğum için zayıf kontrol, Doğum için görevli olanlar için zor bir görüntü

Yürüme

Avantajları
Yerçekimini kullanır.Kasılmalar sıklıkla daha az acı verici olur.Rahim kasılmalarını teşvik eder.
Bebek leğen kemiğinde iyi düzende durur.Doğumu hızlandırabilir.Sırt ağrısını azaltır.İnişi teşvik eder.

Dezavantajları
Yüksek tansiyonu olan anneler çoğunlukla kullanamaz.Cenin sürekli elektronik monitöre bağlı ise kullanılamaz.

Oturma

Avantajları
Dinlenmek için iyidir.Yerçekimini kullanır.Sürekli elektronik monitörle kullanılabilir.İnişi teşvik etmek için doğum topuyla beraber kullanılabilir.

Dezavantajları
Eğer annenin yüksek tansiyonu varsa muhtemelen kullanılamaz.Daha Fazla Doğum Pozisyonları

Tuvalette Oturmak

Avantajları,
Perine apışarası için rahatlamaya yardım eder.Anne bacak açma pozisyonuna ve bu çevredeki pelvik baskıya alıştırılır.Yerçekimini kullanır.

Dezavantajları
Tuvalet oturma yerinin gelen baskı acı yaratabilir.

Yarı Oturma
Avantajları
Anne için rahattır.Yerçekimini iyi kullanır.İyi bir dinlenme pozisyonudur.Hastane yatakları için kolay olur.Doğum odasında anne, baba ve orada bulunan diğerleri için iyi bir görüntüdür.FHT'ye Cenin Kalp Atışları iyi ulaşım sağlar.

Dezavantajları
Perineye ulaşım zayıf olabilir.Kokiksin kuyruk kemiği hareketliliğini zayıflatır.Perine üzerinde biraz baskı ama litotomiden taş çıkarma ameliyatı daha az baskı.Litotomi sırt üstü,

Bacaklar havada#8212;bu pozisyondan kaçının!

Dezavantajları
Bütün büyük kapların baskısı.Yırtılma ve çoğunlukla epiziotomiye gereksinim duyma.Doğuma yardım etmek için yerçekimi kullanımı yoktur.

Avantajları
Cenin iyi oksijen alır.Anne için iyi bir dinlenme pozisyonudur.Eğer annenin yüksek tansiyonu varsa yardımcıdır.Eğer anne epidural anestezi altındaysa yardımcıdır.Sıklıkla kasılmaları daha etkili hale getirir.Doğum sürecini ilerletebilir.İkinci safhada kasılmalar arasında dinlenmesi için anne için daha kolaydır.İkinci safhada arka sakral hareketine olanak tanır.Dik inişi yavaşlatabilir.Eşin bacakları desteklemesi gerekebilir.Eş doğumda yardım edebilir.Yırtılma ve epiziotomiye gereksinim duymayı aza indirir.Perineye ulaşım mükemmeldir.

Eğilme
Avantajları
İnatçı arka gösterim için yardımcıdır.Bebeğin rotasyonuna yardım eder.Pelvik sallantı için iyidir.Doğum balonuyla beraber iyi kullanılır.Bilekler ve kollarda daha az gerginlik.Dik inişe teşvik eder.Yerçekimini kullanır.Bebeğin rotasyonunu yükseltebilir.Rahatlık için ağırlığı değiştirmeye özgürlük tanır.Perineye mükemmel ulaşım.Mükemmel cenin devinimi.Pelvis çapını en çok iki cm artırır.Daha az ıkınma çabası gerektirir.İnişi teşvik etmek için gövdenin üst kısmı dibe baskı yapar.Uyluklar bebeğin uygun düzende olduğu durumdadır.

Dezavantajlar
Çoğunlukla anne için yorucudur.Bazen FTH'leri duymak zordur.Doğumda annenin yardımı zor olabilir.
Eller ve Dizler

Avantajları
Bradikardi dakika başına kalp atışının azalması için iyidir. Düşük kalp atışıSırt sancıları için iyidir.Doğum topu için kullanışlıdır.Arka gösterimin rotasyonuna yardım eder.Hemeroidin baskısını ortadan kaldırır.Yırtılma ve epiziotomiye gereksinim duymayı engelleyen en iyi pozisyon.Büyük bebek için iyi bir iniş pozisyonu.Omuz distosisi zahmetli ve yavaş doğurma için mükemmel.

Dezavantajları
Anneyle göz kontağını devam ettirmek zordur.Anne için görmesi zordur.Bebek annenin bacaklarının arasından geçmek zorundadır.Deneyimsiz katılımcılar için kafa karıştırıcı olabilir.


Kadınlarda Böbrek Taşları Riski ve Meşrubat İçilmesi
Bol sıvı alımı, tüm yazarlarca olmasa da çoğu yazar tarafından böbrekte taş olan durumlarda yinelemeyi azalttığı düşünülerek önerilmektedir. Belli meşrubatların böbrek taşı oluşumu üzerinde etkileri ile ilgili çok az çalışma vardır.
Bira ve kahve tüketimi ile böbrek taşı öyküsü arasında negatif bir ilişki vardır. Karbonatlı içeceklerle (soda) ise pozitif ilişki söz konusudur. Süt, çay ya da su için belirgin bir bağlantı yoktur. Erkeklerde yapılmış izlem çalışmasında elma suyu ve greyfurt suyu ile artmış, kahve, çay ve alkollü içeceklerle azalmış risk saptanmıştır. Bu çalışma kadınlara uyarlanmaz; çünkü taş oluşumu erkeklerden farklı olabilir. "su içmek" bu çalışmaya alınmamıştır.
1986-1994 yılları arasında, böbrek taşı öyküsü olmayan 81093 hemşire çalışmaya katılmış ve 18 meşrubat sorgulanmıştır. En çok tüketilen sıvılar su (ortalama 2-3 bardak /gün), kafeinli kahve (ortalama 1 fincan/gün), süt (2-4 bardak / hafta).

Kafeinli kahve, kafeinsiz kahve, çay, şarap belirgin olarak riskle ters ilişkili, greyfurt suyu riskle doğrudan bağlantılı bulunmuştur .Her 240 ml kafeinli kahve riski % 10 azalmaktadır; kafeinsiz kahve % 9, çay % 8, şarap %59 riski azaltmaktadır. Greyfurt suyu, riski % 44 arttırmaktadır. Kafeinli kahve ve şarap belirgin olarak sudan daha fazla koruyucudur. Araştırmanın bulguları total sıvı alımının, böbrek taşı oluşumu ile ters ilişkili olduğu hipotezini doğurmaktadır. Kafein, Antidiüretik hormonu ADH’nin (Vücuttan su atılmasını kontrol eden hormon) böbrek üzerindeki etkisiyle yarışarak idrarı daha fazla dilue etmekte ve kristal formasyon riskini azaltmaktadır. Ancak kafein nedeniyle kalsiyum atılımı da artmaktadır.

Benzer olarak alkol ADH'u inhibe eder, idrar akımı artar, idrar konsantrasyonu azalır. Şarabın, biradan daha olumlu etki göstermesi şaraptaki daha yüksek alkol konsantrasyonu ile bağlantılı olabilir. Greyfurt suyu barsak duvarına etkiyle birkaç serumun ilaç düzeyini etkiler; ve belki de potansiyelolarak önemli diyet faktörlerinin metabolizmasını da etkiliyordur. Erkektekinin aksine kadınlarda elma suyu ile ilgili belirgin bağlantı bulunamamıştır. Diyetteki kalsiyum, potasyum ve süt alımı riskle ters orantılıdır.
Diyabet nedir? Nasıl meydana gelir?
Diyabet, başta karbonhidratlar olmak üzere protein ve yağ metabolizmasını ilgilendiren bir metabolizma hastalığıdır ve kendisini kan şekerinin sürekli yüksek olması ile gösterir. Diyabet hastalarındaki temel metabolik bozukluk, kan yoluyla taşınan glükozun (şekerin) hücrelerin içine girememesidir.
Normal koşullarda besinlerden elde edilen veya karaciğerdeki depolardan kana salınan glükoz pankreas tarafından salgılanan İNSÜLİN hormonunun yardımıyla hücre içine girer ve orada yakılarak enerjiye dönüşür. Hücrelerin üzerinde değişik maddelerin girmesine izin verilen kapılar vardır. Bu kapılar normalde kilitlidirler ve uygun anahtar varlığında açılırlar. Diyabet, hücrelerin üzerindeki glükoz kapısının açılamaması durumudur. Bu örnekten ilerlersek diyabet, anahtar işlevi gören İNSÜLİN hormonu yetersizliğine ve/veya insülinin etkilediği reseptörlerin (hücre kapısındaki kilidin) bozukluğuna bağlı gelişmektedir.
Kaç tip diyabet vardır? Diyabet sıklığı ne kadardır? Nedenlerine göre bir çok diyabet tipi olmakla birlikte diyabet vakalarının çok büyük bir kısmını Tip 1 ve Tip 2 diyabet vakaları oluşturmaktadır.

Tip 1 Diyabet
Daha çok çocuklarda ve genç erişkinlerde görülür. Tip 1 diyabet, pankreasta bulunan ve insülin üreten beta hücrelerinin otoimmün bir süreç (vücudun bağışıklık sisteminin kendi hücrelerini tanıyamaması) sonunda zedelenmesi ile meydana gelmektedir. Mutlak veya görece bir insülin yetersizliği olduğundan hastalar ömür boyu insülin hormonunu dışarıdan (enjeksiyon yoluyla) almak zorundadırlar.

Bu nedenle Tip 1 diyabet İnsüline Bağımlı Diyabet (Insulin Dependent Diabetes Mellitus=IDDM) olarak da isimlendirilmektedir. Genel olarak toplumdaki diyabet vakalarının %10’unu Tip 1 Diyabet vakaları oluşturmaktadır. Çocukluk çağında Tip 1 diyabet sıklığı ülkeler (bölgeler) arasında farklılık göstermekte ve her yıl 15 yaş altındaki 100.000 çocuktan 1-42’sinde diyabet gelişmektedir. Tip 1 diyabet genel olarak kuzey ülkelerinde daha sık görülmektedir.
Tip 2 Diyabet
Sıklıkla erişkinlerde ve şişman (obes) kişilerde görülmektedir. Tip 2 diyabetli hastalarda insülin salgılanmasındaki yetersizlikten çok dokulardaki insülin reseptörlerindeki direnç (rezistans) sonucunda glükoz metabolizması bozulmaktadır. Tip 2 diyabetin kuvvetli bir genetik yatkınlık zemininde geliştiği bilinmekle birlikte, genetik mekanizmalar tam olarak aydınlatılamamıştır. Tip 2 diyabetliler hastalıklarının başlangıcında ve sıklıkla çok uzun bir süre insülin ihtiyacı olmaksızın yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu nedenle Tip 2 diyabet İnsüline Bağımlı Olmayan Diyabet (Non-Insulin-Dependent Diabetes Mellitus= NIDDM) olarak da isimlendirilmektedir.
Genel olarak erişkin nüfusta %4-8 oranında Tip 2 diyabet görülmektedir. Diyabetin bulguları nelerdir? Diyabete bağlı klinik bulgular vücuttaki karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasının bozulmasına bağlıdır. İnsülin eksikliği ve/veya insülin direnci nedeniyle hücrelere giremeyen glükoz belli bir serum düzeyini (180mg/dl) aştığında idrarla atılmaya başlar. Böbreklerden atılan glükoz beraberinde sıvı atılımını da arttırır ve sonuçta ÇOK VE SIK İDRAR YAPMA (POLİÜRİ) olur. Vücut, poliüri ile olan sıvı kaybını karşılamak için ÇOK SU İÇİLİR ve bu da POLİDİPSİ olarak isimlendirilir.

Organizma, enerji kaynağı olarak glükozu kullanamayınca bir taraftan İŞTAH ARTAR diğer taraftan yedek enerji depoları olan yağlar ve proteinler yıkılmaya başlar ve bunun sonucunda iştah artmasına rağmen KİLO KAYBI olur. Bu klasik bulguların dışında diyabet hastalarında ÇABUK YORULMA, GÖRME BULANIKLIĞI, SIK DERİ ENFEKSİYONU, KADINLARDA VAJİNAL MANTAR ENFEKSİYONU gibi bulgular da görülür.
Diyabet tanısı nasıl konur? Diyabet tanısı, çeşitli uluslararası kuruluşların (WHO, Amerikan Ulusal Diyabet Veri Gurubu=NDGG) belirlediği ölçütlere göre konmaktadır. Bu ölçütler: Klasik diyabet bulguları olan bir kişide herhangi bir zamanda ölçülen plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması,En az 8 saatlik aç (kalori almayan) bir kişide plazma şekerinin 140 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması. Yakın zamanda Amerikan Diyabet Birliği açlık kan kekeri sınırını 126 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olarak belirlemiştir.
Şeker yükleme testinde (OGTT) 2. saatdeki plazma glükoz düzeyinin 200 mg/dl'ye eşit ya da üzerinde olması.Gizli şeker nedir? Halk arasında gizli şeker olarak isimlendirilen durum, normal glükoz dengesi ile diyabet arasındaki metabolik durumu ifade etmektedir. Normalde açlık plazma şekerinin 110 mg/dl olması gerekmektedir. İşte açlık plazma şekerinin 110 mg/dl'nin üzerinde fakat 140 mg/dl'nin altında (yeni kriterlere göre 126 mg/dl) olması bozuk glükoz toleransı olarak tanımlanmaktadır.

Benzer şekilde şeker yükleme testi yapılan kişilerde 2. Saatdeki plazma glükoz düzeyininin 140 mg/dl'nin üzerinde fakat 200 mg/dl'nin altında olması da bozuk glükoz toleransı olarak isimlendirilmektedir. Bu durumdaki kişilerin gün boyu kan şekerleri normaldir ve diyabetin klasik bulguları görülmez. Bununla birlikte bu kişiler Tip 2 diyabet için en riskli grupta olduklarından yaşam biçimlerini yeniden düzenlemeleri gereklidir.

Benzer Yazılar



0 yorum:

Yorum Gönder