27 Nisan 2010 Salı

The Incredible Shrinking Man


Kendi kendine küçülen adam
Robert Scott Carey'nin tuhaf, adeta tabiatüstü hikâyesi alelade bir yaz günü başladı.
Bu hikâyeyi herkesten iyi biliyorum, zira ben Robert S. Carey'nin ta kendisiyim.
Jack Arnold'ın 1957 yapımı filmi The Incredible Shrinking Man'de Scott Carey bir gün bir sis bulutunun etkisi altında kalır ve küçülmeye başlar her geçen gün biraz daha küçülür ve sonunda kendini büyük bir ölüm kalım savaşının ortasında bulur...
Görsel olarak yayınlandığı yıllarda büyük ilgi görmüş olan film Jack Arnold'ın baş yapıtıdır , film Richard Matheson aynı adlı romanından bir uyarlamadır.
Peşi sıra yapılan onlarca kötü uyarlama ve devamlara nazaran  The Incredible Shrinking Man sinema sahnesinde kült mertebesine erişmeyi başarmıştır.

Küçülmeye devam ediyordum.
Nereye kadar?
Nihai küçüklük noktasına kadar mı?
Neydim ben?
Hâlâ bir insan mıydım?
O halde ben istikbalin insanıydım.
Başka radyasyon patlamalarıda varsa kıtalar ve denizler arasında gezinen başka bulutlar varsa başkaları da bu yeni, engin dünyaya benim ardımdan gelmez mi?
Ne kadar da yakın.
Nihai küçükle nihayetsizlik birbirine ne kadar yakın.
Fakat aniden ikisinin de esasen aynı mefhumun uç noktaları olduğunu fark ettim.
Emsalsiz küçükle emsalsiz büyük ulu bir dairenin kapanması gibi kavuşuyorlardı.
Göğe baktım.
Bir surette semaları avuçlayacak gibiydim.
Kâinat.Sayısız dünya.
Tanrı'nın gümüş danteli gecenin üstüne serilmişti.
O esnada ebediyetin muammasını anladığımı fark ettim.
Hep insanoğlunun mahdut ebadıyla düşünmüştüm.
Tabiatı öyle farz etmiştim ki varlık insanın idrakiyle başlar ve biter.
Tabiatın idrakiyle değil.
Vücudumun küçüldüğünü hissettim.
Eridiğini.
Hiçbir şey olmaya başladığını hissettim.
Korkularım eridi gitti...
yerine kabullenme geldi.
Bu engin, yaratılmış âlemin bir mânâsı olmalıydı.
O halde benim de bir mânâm olmalıydı.
Evet, en küçükten de küçük olsam bile benim de bir mânâm var.
Tanrı nazarında sıfır diye bir şey yoktur.
Hâlâ varım!

Benzer Yazılar



0 yorum:

Yorum Gönder