27 Nisan 2010 Salı

Çingeneler!


Çingeneler!

Çingene biri kitap yazmış, okunur mu bilmem ama okunmasını ve çok satmasını canı gönülden isterim, çünkü içten biri ilk defa kendisini anlatıyor.

İçten biri anlatınca pek değeri olmaz, isteriz ki bizi hep dışarıdan biri anlatsın, övsün! Dışarıdan biri Amerika’da ya da Avrupa’dan olursa eğer, gelme keyfimize, onu baş tacı ederiz. O anlatan kendi ülkesinde bir üniversitede kürsü kurar ve bizim üzerimizden para kazanıyormuş önemsemeyiz. O bizim için yarı tanrı, yarı peygamber gibidir. Ondan ders almak için imkanlar zorlanır yanına gidilir, onun için eğri yollar düz edilir. Yeter ki bizi anlatsın, bizi sevsin! İçimizden bir anlatırsa eğer, onu küçümseriz, önemsemeyiz. Bizim çocuk işte aklı ne eriri ki der burun kıvırırız. Bizim gibi geri kalmış, kişiliği ve kültürü tam gelişmemiş toplumlarda kendi insanımızı küçümseme kültürü vardır, biz adam olamayız deriz ara sıra!

Çingenler devlet olamamış ama içlerinde her türlü zenginliği barındıran heterojen toplumlardır. Bizim ülkemizde Çingene denilince şimdilerde Roman açılımı ile tanır olduk, bir de komedi dizilerinde darbukacı olarak. Çingeneler zengin olmaz, olmuş bir tane zengin Çingene söyleyebilir misiniz? Parası olmaz ama kültürü zengin insanlardır, sazı ve sözü zengindir. Çingenlerin kaderi acılar ile dizilidir, onların en kıvrak ezgileri içinde acıyı duyabilirsiniz.

Hitler önce komünistleri, sonra homoseksüelleri, daha sonra Yahudileri toplama kampına gönderirken, gözlerinin güzelliği ve seslerinin yüreğe dokunan Çingenleri ise, dokuyu bozuyorlar diye toplama kamplarından direkt imha noktalarına götürmüşlerdir. Siz hiç duyuyor musunuz, o döneme ait romanlarda, filmlerde Çingenelerin başlarından geçenlerini, onları kurtaran hiçbir Almandan bahsedilmiyor, Çingenelerin minnet ile andığı Alman yok! Yahudilere sahip çıkan global örgütleri vardı, para karşılığında satın alabiliyorlardı yaşamlarını, ya fakir ve emeğinden başka varlığı olmayan Çingeneleri? Bazı Yahudi işadamları fakir Yahudileri ve Çingeneleri para karşılığında Hitlerin askerlerine sattıklarına dair kayıtları ararsanız İsviçre’de Yahudi müzesinde bulabilirsiniz. Sınırda ticaret yapan Yahudiler, Hitler’in altınlarının da bekçiliğini gurur ile yapmışlardı. Bunu yapanlar azınlıktaydılar ama tarihin izleri içinde bulunur bu gibi olayların izleri… Çingenler ise, ateş içinden kaçtılar, başka ateşlerin ortasında kendilerini buldular. Onlar, her toplumun en altındaki insan dahi kabul edilmeyen kesimi temsil ediyorlardı. Çingeneler göçebe zanaatçı ataların çocuklarıdır. Yerleşik olmayan bu kültür, yerleşik kültür tarafından korkunun kaynağı olarak sunulmuşlardır. Onları, hırsızlık ve cinayetler ile anlatılan hikayelerde anlatmışlardır. Bu sayede toplumların benliğine korkunun kaynağı olarak sunulmuşlardır. Aslında onlar göçebe zanaatçıydılar sadece ve topluma büyük katıkları oluyordu.

Sözümüz burada noktalayalım ve Çingene’yi anlatmayı bir Çingene’ye bırakalım.
Öncelikle nasıl yazıldı kitabımız? Kitabın içerisindeki örneklerin derlenmesi çok uzun bir zaman aralığında gerçekleşti. Bunların bir bölümü benim ailemde, mahallemizde, komşularımızın hayatında gözlemlediğim olgu ve olaylardır. İkinci olarak son 7-8 yıldır Türkiye'nin her bölgesindeki kardeşlerimizle yakın bir diyaloğa girerek onların yaşam tarzları ve kültürleri ile ilgili çok önemli bilgilere sahip oldum.

Bir konu hakkında yorum yapabilmek için bilgi çok önemlidir. Ama yeterli değildir. Bilginin yanı sıra sağlam bir bakış açısına sahip olmanız şarttır. Bunun için de konu hakkında daha önce yazılmış şeyleri okumanız, fikir dünyanızı zenginleştirmeniz gerekir. Kitabın yazıldığı süre içerisinde bu konuda gerçekten büyük bir emek harcanmıştır. Büyük bölümü henüz Türkçe'ye çevrilmemiş durumdaki kaynaklara ulaşılarak gelecekte başkalarının da yararlanabileceğine inandığımız bir bilgi ve fikir birikimi meydana getirilmiştir.

Tüm bu çalışmaların sonucunda kitap iki açıdan önemli yenilikler getirmiştir. Birincisi kitapta biz kimiz sorusunun yanıtına çok geniş bir çerçeveden bakılmakta, şimdiye kadar ortaya atılanlardan farklı bir yanıt verilmektedir. İkincisi ise kitapta çok sayıda yeni kavram kullanılmaktadır. "Tabiat insanları", "Gaco", "Evrensel millet", "Bağlı Çingene", "Çingene Usulü Geçim Yolları" gibi pek çok insanın ilk kez duyacağı bu kavramlar büyük ölçüde Çingene kültürü ve düşünce dünyasında bulunan bazı yaklaşımların bilimsel yöntemle geliştirilmesiyle ortaya atılmıştır.

Geçmişte pek çok yazarın gözünde Çingeneler sıradan bir kavim olarak düşünülmüş ve o şekilde takdim edilmiştir. Bizim çalışmamız ise bunun aksine Çingeneliğin bir zanaat medeniyeti ve ırklar üstü evrensel bir kültür olduğunu ortaya koyuyor. Kitapta vurgulanan temel nokta Çingene adının göçebe zanaatçı kültürlerden gelen kavimlere bu coğrafyada verilen isim olduğudur. Göçebe zanaatçı kültürlerin ve tarımcı/çoban/savaşçı Gaco kültürlerinin nasıl bir tarihi geçmişin sonucunda ortaya çıktığı ise yine kitabın işlediği temel meseleler arasında yer almaktadır. Bu bağlamda kitap sadece Çingeneleri değil Gaco kavimlerini de incelemekte; Gaco kavimlerini kendi içerisinde kategorilere ayırmaktadır. Tarımcı Gaco, çoban Gaco ve savaşçı Gaco gibi kimi kavramlar Gaco kültürünün de daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamakla kalmayacak tarihe bakış açımızı da değiştirecektir.

Son olarak Çingenelerin kitabı Türkiye'de yazılabilmiştir. Neden Türkiye? Çünkü yalnızca bizim ülkemizde Çingeneler melun Hitler ve yandaşlarının ırkçı soykırımından kurtulabildiler. Çünkü yalnızca Türkiye'de Çingeneler bütün zenginliği ve çeşitliliği ile bu korkunç kıyma makinasının hışmından kurtularak ayakta kalabildi. Balkanlar ve Avrupa'da yaşayan kardeşlerimiz bu korkunç zihniyet tarafından en acı bir biçimde aşağılanarak şeref, haysiyet ve onurları ellerinden alınırken; 1,5 milyon Çingene büyük zulümler altında yaşamını kaybederken Türkiye Çingeneleri herşeye rağmen bu sürecin dışında kalabildiler. Şüphesiz ki binbir zorlukla ve en acı bedelleri ödeyerek savaş dışı kalmayı başaran bu ülkeye ve bu güzel ülkenin yürekli insanlarına hepimizin bir vefa borcu vardır. "Çingenelerin Kitabı"'nın ilk olarak Türkiye'de ve Türkiye Türkçe'si ile yazılmış olması bir ölçüde bu vefa borcunun ödenmesidir.

Ali Mezarcıoğlu, Çingenelerin Kitabı, Cinius Yayınları, 2010 İstanbul, Tel: (0212) 528 33 14

Benzer Yazılar



0 yorum:

Yorum Gönder