27 Nisan 2010 Salı

BESLENME İDEOLOJİK BİR KONUDUR, BİR AKIL SORUNUDUR

Beslenme bir akıl sorunudur

Dünyanın bazı bölgelerinde açlıktan, yetersiz beslenmeden her yıl on binlerce, yüz binlerce insan ölüyor.

Dünyanın birçok bölgesinde aşırı beslenme yüzünden her yıl on binlerce, yüz binlerce insan hayatını kaybediyor. Hastalık derecesinde şişmanların oranı ABD’de yüzde elliyi geçmiş, Avrupa’da yüzde elliye yaklaşmış. Vahşi kapitalist sistemin bizi soktuğu yaşam biçimi cenderesinde, bize önerdiği beslenme tarzında kaçınılmaz sonuçtur şişmanlık.

Medyadaki reklamların üçte birinden fazlasını gıda reklamları oluşturuyor. Gıda sektörünün “Dengeli Beslenelim!” gibi soyut ve saçma sapan bir sloganla yaptıkları kampanyalarda bazı doktorlar ve diyetisyenler zekamıza saldırıyorlar. Bu sayımızın yazısını, bültenimiz yazarlarından Psikiatrist ve Edebiyatçı Dr. Kaan Arslanoğlu yazdı.

BESLENME İDEOLOJİK BİR KONUDUR, BİR AKIL SORUNUDUR.

Dünyanın bazı bölgelerinde açlıktan, yetersiz beslenmeden her yıl on binlerce, yüz binlerce insan ölüyor. Dünyanın birçok bölgesinde aşırı beslenme yüzünden her yıl on binlerce, yüz binlerce insan hayatını kaybediyor. Hastalık derecesinde şişmanların oranı ABD’de yüzde elliyi geçmiş, Avrupa’da yüzde elliye yaklaşmış.

İğrenç kusurlarına karşın, okumuşların büyük çoğunluğunun toz kondurmadığı kapitalist sistemin bizi soktuğu yaşam biçimi cenderesinde, bize önerdiği beslenme tarzında kaçınılmaz sonuçtur şişmanlık. Şişmanlığın beraberinde getirdiği yüzlerce hastalıktan bazılarını gruplara ayırarak sayalım: Kalp ve damar hastalıkları (damar sertliği, yüksek tansiyon, kalp krizi), şeker hastalığı ve bir dizi metabolizma hastalığı, her türden kanser, vücut direncinin düşmesi, eklem ve iskelet hastalıkları, depresyon… 1- Kötü beslenme, 2- vücudun havadan, gıdalarla veya deri temasıyla sürekli zehirlere maruz kalması ve 3- hareketsiz yaşam, birçok insanı şişmanlamasalar bile aynı sağlık sorunlarıyla karşı karşıya getiriyor.

Hiç dikkat ettiniz mi? Etmediyseniz dikkatinizi ben çekeyim: Medyadaki reklamların üçte birinden fazlasını (araştırmalarla sabittir) gıda reklamları oluşturur. Gıda diye bizlere satılan da çok büyük çoğunlukla şekerli gıdalardır(zehirlerdir). (Kola, meşrubat, bisküvi, şekerleme vs.) Üstüne üstlük bizlerle dalga geçilircesine (dalga geçilmeyi sonuna dek hak ediyoruz aslında), tersi yönde yoğun bir kampanyayla meşgul ediliyoruz: Diyet sektörünün kampanyası. “Dengeli Beslenelim!” gibi soyut ve saçma sapan bir sloganla gerçekliğe ve zekamıza saldıran doktorlar ve diyetisyenler ordusundan söz ediyorum.

Bunların bir bölümü cahildir, bir bölümü şarlatan, bazıları iki niteliği birlikte gösterirler. Kötü beslenmenin, hareketsizliğin ve her gün aldığımız zehirlerin sonucu olan hastalıklara karşı, bu tüccarlaşmış doktorların anında sarıldıkları reçetelerde bir dizi ilaç görürüz. Kolesterolünüz mü yüksek, hemen bir kolesterol düşürücü; tansiyonunuz mu yüksek, hemen bir tansiyon düşürücü; eklemleriniz mi şişti, hemen bir şiş indirici; mideniz mi ağrıyor, hemen bir asit giderici...

Söz konusu ilaçlar ilaç şirketlerine müthiş paralar kazandırır, doktorlar bu kardan paylarını alır. Oysa bahsi geçen türde ilaçlar sadece günleri, ayları kurtaran ilaçlardır. Faydalarına yakın zararları vardır. Ağır durumlarda ve başka türlü önlenemeyen sorunlarda kullanılmalıdırlar ancak. Bazen de asıl tedbirlere yardımcı olarak alınmalıdırlar.

Tüm bu hastalıklarda asıl önlem nedir? Kişinin yaşam tarzını değiştirmesidir. Egzersiz yapmasıdır. Zehirlere karşı önlemler almasıdır. Ve en az bunlar kadar önemli olan şeyi yapmasıdır: Doğru beslenme bilincini edinmesi ve ona göre beslenmesi. Ama bunlar zordur. Doktorlar da haklıdır bir bakıma. Asıl yapmaları gerekenleri hastalarına önerdiklerinde çok küçük bir azınlık bu denilenleri yapmaktadır, yapabilmektedir. Burada ciddi bir akıl sorunuyla, akıl direnciyle, belki akıl yetersizliğiyle karşılaşmaktadır hekimler. O zaman gelsin ilaçlar. Hazırlansın ameliyathaneler. Hastaların çoğu sadece ondan anlamakta (az çok), sadece şöyle böyle onu uygulayabilmektedir. Bu yol doktorlar için çok daha kolaydır üstelik ve daha kazançlıdır.

Peki nedir, nasıldır doğru beslenme? Bu konuda televizyonlarda, gazetelerde ahkam kesen uzmanların büyük çoğunluğu neden göz göre göre yanlışları savunmakta ve halkın kafasını neden ve nasıl karıştırmaktadır? Tüm bunları tek yazıyla anlatmaya olanak yok. Ancak fikir versin ve sizlerin eğer kafa yorarsanız daha ileri sorularını kışkırtsın diye bazı gerçekleri madde madde sıralayayım:

“Dengeli beslenin” diyenden kuşkulanın. Nedir bu dengeli beslenme, diye sorun ve onun altında size önerilen gıdaların, rejimin neler olduğunu sorgulayın.
Diyet listeleri önerenlerden kuşkulanın. Bir diyete eğer ömür boyu uygulayabilecekseniz başlayın. Uygulayamayacaksanız (ki çoğu insan uygulayamaz, zaten koca bir hayat sürekli diyetle geçmez) hiç başlamayın. Çünkü her diyet sonrasında daha fazla kilo alacaksanız, aynı kiloda kalmanız daha iyidir. Doğru beslenme ömür boyu sürecek bir yaşam ve yeme alışkanlığı gibi kabul edilmelidir.
“Kolesterolünüz yüksek, bunu düşürmek gerek” diyen doktordan kuşkulanın. Çünkü kolesterol tek başına bir düşman değildir. Kolesterol damarlarda yolunda gitmeyen bir şeylere, damar tahribatına (yüksek insülinden olabilir, tansiyon yüksekliğinden olabilir, alınan günlük zehirlerden olabilir) karşı onarıcı bir maddedir. Asıl yapılması gereken bu tahribat nedenlerini ortadan kaldırmaktır.
Sizin kanınızdaki kolesterol düzeyinizi yediğiniz kolesterolden zengin gıdalar artırmaz. Tıpkı, diyelim böbrek taşının suyla, gıdalarla istemeden yuttuğunuz kumlardan oluşmadığı gibi. Kandaki kolesterolü vücut yeniden, kendi üretir. Onu da etten, yumurtadan değil; şekerden, undan, karbonhidrattan üretir.
“Yağsız diyet ürünler yiyin” diyenden kuşkulanın. Yağdan fakir diyetlerle uzun süre beslenenlerde kas erimeleri, sinir sistemi zayıflıkları, iktidarsızlık görülür.
Aşırı olmadıkça protein yemenin hiçbir zararı yoktur. Diyetinizden etinizi, kırmızı etinizi, yumurtanızı kısandan kuşkulanın. Proteinden fakir diyetle uzun süre beslenenlerde kas ve kemik erimeleri görülür ve bunların telafisi çok zordur, uzun zaman alır. Proteini kısıtlı diyetler kansızlık yapar, bağışıklık sistemini zayıflatır.
Genetik yapımıza hiç uygun düşmeyen gıdalar son on bin yılda ve özellikle son elli yılda soframıza giren gıdalardır. Bunların az alınması bizi az hasta eder, çok alınması çok hasta eder. Gıdalar arasında en tehlikelisi rafine şekerdir. Onun kadar tehlikelisi beyaz un. Bunlar aslında gıda değil, zehirdir. Karbonhidratlar grubundan gıdaları ne kadar az yersek o kadar faydalıdır, ne kadar çok yersek o kadar zararlıdır. Karbonhidratlı gıdalar nelerdir peki? Şeker, un, ekmek, un ürünleri, pilav, makarna, patates… en çok yediklerimiz. Son derece lezzetlidirler birçoğumuz için, ama zehir olduklarını bilmemiz gerekir.
Doğallıktan uzaklaşmış, koruyuculu, katkılı, uzun süre saklanabilir gıdaları ne kadar az yersek o kadar iyidir.
Yağlardan en tehlikelisi margarin yağdır. Onun ardından mısır özü yağı ve ayçiçek yağı gelir. Tereyağ ve hayvansal yağlar az yendikten sonra zararlı değil, yararlıdır. En Yararlısı ise sızma zeytinyağıdır Kuruyemişlerin çoğu zararsız, hatta yararlıdır, bazıları (ceviz) çok yararlıdır. Balık yağı çok yararlı, zeytinyağı daha da yararlıdır.
Yedikleriniz içinde sebze ve meyve oranı (az şekerliler tercih edilmeli) ne kadar fazlaysa o kadar iyidir.
Yedikleriniz içinde az pişmiş ve çiğ olanlar ne kadar fazlaysa o kadar iyidir.
Yedinci, sekizinci ve dokuzuncu maddeyi bilmeyen veya bildiği halde vurgulamayan doktordan, diyetisyenden özellikle kuşkulanmanız kendi yararınızadır. Bunlar şişmanlığa yol açan sosyo-ekonomik sistemi hiç sorgulamayan, şişmanlığın yaratıcılarını hiç karşılarına almak istemeyen sözde uzmanlardır.
Tüm bu yazdıklarım yaklaşık yüz yıldır bilinen ve bilimsel araştırmalarla doğrulukları giderek daha kesin biçimde kanıtlanan gerçeklerdir. Ama buna rağmen aydın çevrelerde bile bu bilgiler, bu gerçekler neden etkin hale geçememektedir? Doktorlar arasında neden hala baskın düşünce haline geçemiyorsa sebep ondandır.

Başka deyişle bu nedenler üç başlıkta ele alınabilir:

a) Sistemin önümüze koyduğu yaşam biçimine uymamız zorunludur, bunun dışına çıkmak çok zordur,

b) sistem kendiliğinden zorlamalarıyla yetinmez, aklımızı çelmek ve bizi daha kesin yönlendirmek için ciddi önlemler alır

(reklamlar, medya etkinliği, sistem için çalışan uzmanların hizmeti…)

c) insan aklı ve iradesi doğruyu bulma ve ona uygun davranma doğrultusunda yetersizlik içindedir.

Uz. Dr. Kaan ARSLANOĞLU,
PSİKİATRİST, EDEBİYATÇI, SPOR YAZARI

Benzer Yazılar



0 yorum:

Yorum Gönder