27 Nisan 2010 Salı

23 Nisan "Çocuk ile" Egemenlik Bayramı



Özür ile başlayalım yazıya. Ve affınıza sığınıp 2 gün gecikmeli olarak gelen 23 Nisan yazımızı beğeninize sunalım. Özrümüzün nedeni olan 2 günlük gecikmeyi de “çocukluk” denilen şeyi ardımızda bırakalı çok az bir zaman olmasına ve haliyle 2 gündür “ben hala çocuğum” havalarında tatil yapmış olmamıza yorun…


Yazının başlığı, başlığı koyan kişi olarak benim de garibime gitti! 23 Nisan Çocuk ile Egemenlik Bayramı. Alışılmış isminde ufak bir değişiklik yapılarak beğeninize sunulan bu başlıkta elbette ki bu değişiklikle söylenmek istenen şeyler vardır. Şöyle ki…


Bu yazıda malum tarihin (23 Nisan) anlam ve öneminden bahsetmek istemiyorum. Zira siyasisinden askerine, işçisinden esnafına, çocuğundan yaşlısına velhasıl en karmaşığından en sade vatandaşına kadar herkesin dilinde günün anlam ve önemi. Onlar bu tarih ve bayram ile ilgili bilinmesi gerekenleri yeteri kadar dillendirdikleri gibi, ülke çapındaki etkinliklerle de bu coşku pekiştiriliyor. Benim bahsetmek istediğim daha çok –başlıktan verdiğimiz kopya ile de anlaşılacağı üzere- 23 Nisan bayramının ismiyle üzerinde durulan, dikkat çekilmek istenen noktalar: Egemenlik ve çocuk?!


Nasıl bir ilişki vardır çocuk ve egemenlik kavramları arasında? Bu ilişki nasıl bir ilişkidir ki bu kavramlar yan yana çok önemli bir tarihin kutlanması için takvimde işaretlenen noktayı beraber temsil ederler? Ve verilmek istenen mesaj nedir bu ilgi çekici isim ile…


Bu ve buna benzer sorular sorulduğunda şüphesiz hemen hemen herkesin aklına aynı şeyler gelecektir. Bu iki kavramın yan yana gelmeleri ilginç bir tesadüften ibaret değildir kesinlikle. Egemenlik büyük oranda gelecek ile ilgili bir kavramdır. Öyle ya, herhangi bir alanda hali hazırda “egemen” olan bir toplumun dahi egemen olması gereken daha birçok alan vardır. Dolayısıyla egemenlik kavramı ciddiyetle ifade edilirken gözler ve zihinler daima gelecektedir. Şimdi ile gelecek arasındaki zaman egemenlik çabalarıyla doldurulur. Ve işte tüm bu süreçte bir aktör son derece ön plana çıkar: Çocuk. Zira şimdiki çocuk gelecekte büyük, bir başka deyişle egemenliğin bayraktarı ve bir anlamda sigortası olacaktır. Ya da şöyle ifade edelim: Çocuk gelecektir!


Ve çocukları geleceğe hazırlarken bir anlamda da geleceği hazırlarız aynı zamanda. İşte bu yüzdendir ki çocuk ile egemenlik belki birbiriyle en alakalı kavramlardır. Yani “gelecek” tarihteki bir egemenlikten söz edilmesi için “çocuktan” da bahsedilmesi ve onun önemsenmesi gerekmektedir. Eğer çocuk önemsenmez ise bugünkü egemenlik söylentileri gelecek bir tarihte de o şekilde, yani söylenti haliyle kalmaya mecburdur.


İyi ama ne kadar önemsiyoruz biz çocuklarımızı? Mesela onlar, bu kadar önemli bir kavramın, egemenliğin temsilcileri ve sigortaları olacaklarını ne oranda biliyorlar? Veya ne kadar umurlarında bu? Başları ağmasın diye çocuklarını dinlemeyen, onlara soru sormayan ve en acısı cevap vermeyen anne babalar ne kadar hazırlıyor onları bu önemli göreve? 10 dakika kitap okumayan ama saatlerce internette, üstelik boş boş gezinen bir çocuk için “egemen” kelimesi bir isimden çok ne ifade ediyor? “Yeter ki sussun” diyen anne babalar ne kadar haklı? Üniversitede dahi öğrencilere “dinleyici” gözüyle bakan ve onların fikirlerinin mutlaka sığ olacağı görüşüne sahip olan öğretmenler neden hiç aksinin olacağını düşünüp “belki de” demiyorlar? Biz gençlerin gazete sayfalarındaki gezintilerimizin “tersten” başlamasının ve en fazla 1-2 sayfa sürebilmesinin nedenleri neler? Ve bugün siz, yarın biz, diğer gün çocuklar… Ne kadar hazırız geleceğe/egemenliğe?..


Bir çocuk, gençlik yıllarında ne kadar değişime uğrarsa uğrasın, temel eğitimini ve dünya görüşünü ailesinden alır. Yine bir çocuk aile içinde kendisine nasıl davranılırsa ona göre şekillenir. Ve bir çocuk, babalık veya annelik eğitimi almadığından, babası veya annesi gibi bir baba veya anne olacaktır. Yani ebeveynlik, tutumların devamlılığı açısından da oldukça önemlidir. İyi bir anne ve babadan daha iyi bir işçi, daha kaliteli bir memur ve daha başarılı bir öğretmen olamaz. Onun içindir ki yetiştirilen çocuğun kalitesi, anne babanın kalitesiyle yakından ilişkilidir. Ve bunlar aşırı kalıcı öğretilerdir. O kadar ki çocukluk döneminin öğretileri son nefes ile birlikte terk eder ancak bedeni ve zihni.


Biz gençler nefret ettiğimiz bir adamın bir kitabından/yazısından dahi bir şeyler katarız kendimize. Okullarda bize verilen eğitim bizim entelektüel seviyemizde büyük pay sahibidir. Toplumun gençleri ciddiye alma oranı, biz gençlerin bir şeyler başarma oranıyla doğru orantılıdır. Bilinen gerçektir: Ne ekilirse o biçilir. Yani…


Yani dünyanın herhangi bir yerinde bir gelecekten bahsediliyor ve o gelecek garanti altına alınmak isteniyorsa bunun yolu –gençleri de o guruba katacak olursak ki katılmalıdır- çocukların her alandaki eğitimlerinden geçer. Bu sürece katkı sağlayacakların listesi ise saymakla bitmez: Anne, baba, öğretmen, arkadaş, akraba, gazeteci, yazar… Hülasa toplumda yer alan hemen her birey bu hazırlık sürecinde aktif roldedir. Ve bu aktör yahut aktristler “iyi” adam ya da kadın olmak durumundadırlar…


2010 23 Nisan Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu, mutlu ve hayırlı olsun. Bundan sonraki 23 Nisanları çok daha özgür, daha adil ve daha mutlu bir toplumda kutlamak dileğiyle ki işte bu dileğin gerçekleşmesi için “çocuk ile çocuk aracılığıyla egemenlik” söyleminin dikkate alınması gerekiyor diye düşünüyorum.



Benzer Yazılar



0 yorum:

Yorum Gönder