11 Ağustos 2009 Salı

van gölü-1: 'akdamar adası'

Van-Bitlis Gezisi-1. gün (1 Mayıs, 2009)
30 Nisan'da Pegasus Havayolu'ndan bir e-mail: "Sabah 8'e kadar alınan biletlerde %50 indirim". Heyyoo. 1 Mayıs tatil zaten. Hemen kaçmalı uzaklara. Mesela Van'a!..
'Pijamanı kap gel' dedim Yonca'ya. 'Kanatlanıp gideceğiz buradan'...
Her şey o kadar hızlı gelişti ki, 1 saat uyku ile sabah havaalanına ulaştığımda, elimde internetten okuyamadan bastığım görülesi yerler listesi, Van Gölü haritası ve bir de araba kiralama insanının (şirketliği şüpheli) telefonu vardı. Plan yok, otel yok, Van'ın kalesi, gölü ve kedisi dışında bildiğimiz bir şey yok.

Uçuş nasıl geçti, uyudum mu, notlarımı okudun mu, Yonca ile konuştum mu, hatırlamıyorum. Bildiğim tam da deklere edilmemiş gizli bir ajandam var; araba kiralanacak ve 450 km olduğunu sandığım Van Gölü çevresinde bir tur atılacak! Fazla açıklama yapmadan, oldu bittiye getirip çözmek en iyisi:)
Yonca korkağın önde gidenidir. Araba sürerken yanından kamyon geçse elinde olmadan yana direksiyon kırar (Bir gün İstanbul trafiğinde körüklü otobüsün selektör yapıp solladığı bir kadın şoför görmüştünüz ya, işte o Yonca). Vaktiyle Bodrum-Yahşi'de bir at safari yapmışlığımız var. O kadar çok dram yarattı ki, 3.5 saatlik tur boyunca çiftliğin görevlisi atının dizginlerini tutarak yürüdü yanında (Yonca at bindi oldu sonunda:P). Kayağa gittik birlikte. Dikimsi bir yerde 'imdatt' diye bağırdığı için motor geldi Yonca'yı kurtarmaya (Kayak senin neyine?). Boğaziçi yurtlarında kalıp da Yonca'nın çığlığını duymayan azdır. Kedi görse bağırdı, köpek görse çığırdı. Tüm ürkekliğine rağmen deneyimlere açıktır ama (Cesaret korkuya rağmen denemek değil midir?). Onunla her gezi, benim için cennete yolculuktur. Hayatımın neşesi, eğlencesi ve bitmeyen çilesi:)

Yonca ve ben, öğleni biraz geçe indik Van Ferit Melen Havaalanı'na. İner inmez aradım elimdeki araç kiralama amcasını, araç yokmuş. Neyse ki çıkışta toplam 2 arabası olan bir şirket bulduk (80,00 TL/gün). Harita filan da bulamadık araçta. Güneye doğru inmeye karar verdik.
Koca gölü takip edip buluruz yolumuzu elbet, alt tarafı başlayacağımı yere döneceğiz.

Ahh Tamara, Ahh...
İlginç olaylara gebe Van bir yana, Ahlat'lı Adilcevaz'lı Bitlis bir yana, denize benzediği için Vanderya denmeyi hak eden Van Gölü'nün eşsiz güzelliği bir yana... Sadece Akdamar Adası bile, ülkenin diğer ucuna gitmeye değer!

Feribotla yaklaşırken adanın görüntüsü çok şey vadetmese de... Karşısında karlı dağlar, etekleri çimenli... Gölün huzur veren dingin mavisi... Aklımızda adayla bütünleşmiş Tamara efsanesi... Tarihi Ermeni Kilisesi'ne ziyaret düşüncesi... Yeterliydi heyecanlanmak için. Bazı yerlere gitmek, sırf "gittim" demek için bile iyi gelir ayrıca:)


Bazen güzellere koşarız, 2 dk sonra 'tıntın'lıktan bayarız. Bazen de selamsız diyarlara varırız, kalbimiz buruk yarım adım atarak ayrılırız. Terk edip gitmenin çok zor olduğu bir yer Akdamar Adası.

16 yy'a kadar bu adada yerleşik hayat yaşayan insanların, adadaki manastıra yerleşen keşişlerin bir bildiği varmış demek.

O kadar güzeldi ki ada; en baba yazar benim diyen kolay anlatamaz, en cancan makinasya sahip usta fotoğrafçı gerçeği yansıtamaz. Kokusu eksik kalır, renkleri cansız!

Dört mevsim de aynı derece güzel midir, bilmiyorum. İşi şansa bırakmamak için Nisan sonu-Mayıs başı gitmek mantıklı olan derim. Akdamar'da badem ağaçlarının çiçek açtığı günleri, karanlık dünyaya güneşin doğduğu günler olarak hafızanıza kaydetmenizi öneririm!

Ben şair ruhlu bir insan sayılmam sevgili okur. Hayal gücüm zayıftır. Masaya bakıp "kimbilir hangi ormanın hangi güzel ağacından budandın, alın teriyle sana biçim vermiş güzel ustanın ellerinde hayat buldun, yuvamın parçası oldun, canım masa" diyemem.

Bir kelimeye bin anlam yüklemeyi isterim ama beceremem. Kendimi kandıramam. Hikayelerimi kendim yazıp, coşkulanamam.

Belki ondan gezerim bu kadar çok. Yollarda bahtsız bünyem teselli bulur. Ancak gerçek hikayelere duygulanır, ancak gerçek insanları sever, ancak gerçek güzelliklere hayran olurum.

O adada gördüğüm renkler, kokladığım bahar, dokunduğum tarih, duyduğum sessizlik, içtiğim çaydan aldığım lezzet... Gerçekti.
Boşlukları hayal ederek dolduracak ve oyalanacak kadar şanslı olmasam da hayatta, yollara düşecek ve eksiği kapatacak kadar akıllı bir insan olduğum için seviniyorum.
Ah Tamara ahh çekerek mecburen ayrıldık adadan. Saatler ilerlemiş, güneş çekilmeye başlamıştı.
"Vatan Bölünmez" yazan tepeleri, jandarma kontrol noktalarını geçtik. Bitlis'e uzanan yaman dağları hava kararırken aştık.
Van Gölü'nün güzelliğine, doğanın ıssızlığına hayran.... bilinmez yollara doğru... sürdük arabamızı...

Benzer Yazılar



0 yorum:

Yorum Gönder