11 Ağustos 2009 Salı

İngilizce Deyimler

İngilizce Deyimler

in peace - Barış içinde, rahat, huzurlu


Go away and leave mr in peace
Git ve beni rahat bırak


The children didn' t leave their mother in peace
Çocuklar annelerini rahat bırakmadılar.


For dead people we say "ret in peae"
Ölmüşler için "huzur içinde yat" deriz.


on the way to - ...e giderken


I met him on the way to school
Okula giderken ona rastladım.


We saw an accident on the way here.
Buraya gelirken bir kaza gördük.


You will find many shops on the way there.
Oraya giderken birçok dükkan bulacaksın.


Good for nothing - İşe yaramaz, Haylaz


Your son is a good for nothing boy.
Oğlunuz haylaz bir çocuktur.


That good for nothing man always beats his wife.
O işe yaramaz adam karısını her zaman döver.


Nezt door - bitişik, yanı başındaki, komşu


A new family lives next door now.
Şimdi bitişiğimizde yeni bir aile oturuyor.


I don' t know the people next door.
Bitişiğimizde ki insanları tanımıyorum.


to make someone by the ( hand, arm..) - Bir kimseyi
(elinden, kolundan) tutmak.


He took me by the hand and welcomed me warmly.
Elimden tuttu ve beni içten bir şekilde karşıladı.


Take the snake by the tail and throw it out.
Yılanı kuyruğundan tut ve dışarı at.


He took the blind man by the arm and led him across the road.
Kör adam kolundan tuttu ve yolun karşısına geçirdi.


to know how to - Nasıl yapıldığını bilmek, fikri olmak.


Dou you know how to cook fish.?
Balığın nasıl pişirildiğini bilir misin?


I don' t know how to dance.
Nasıl dans edileceğini bilmiyorum.


he doesn' t even know how to sew on a button.
Bir düğmenin nasıl dikildiğini bilmiyorum.


to wake up - Uyanmak


she wakes up early.
O erken uyanır.


What time does your mother wake up?
Annen saat kaçta uyanır?


She woke up late this morning.
Bu sabah geç uyandı.


to do one's best - elinden geleni yapmak.


I will do my best.
Elimden geleni yapacagım.


I will do my best to teach you English.
Sana İngilizce öğretmek için elimden geleni yapacağım.


She will do her best to please you.
Sizi memnun etmek için elimden geleni yapacak.


As well - Keza, dahi, De, da


She gave me some money as well.
Ban biraz para da verdi.


I will learn English and French as well.
İngilizce ve Fransızca da öğreneceğim.


Yes, I want an axe as well.
Evet, Birde balta istiyorum.


By heart - Ezebere


Henry knows this poem by heart
Henry bu şiiri ezebere bilir.


We learnt these sentences by heart.
Bu cümleleri ezbere öğrendik.


They told us to learn the idioms by heart.
Bize deyimleri ezberlememizi söylediler.


Alıştırmalar - Exercises


Bu cümlelerde boş bırakılan yerlere aşağıdaki sözcüklerden uygun olanını koyunuz.


Best - like - For - door - up - away - way - on - as - how - by - in - get
- by


1. What time did you wake ...... this morning.?
2. They have a house in the country ... well.
3. Do you live far .... from the city.?
4. He took her .... the hand and they went to the park.
5. Does She know ... to cook eggs.?
I have learnt all the names .. heart.
7. They all went away and left me .. peace.
8. I ... Your old house better.
9. All the houses were ... fire before the fireman arrived.
10 . When did his father ... married.?
11. I'll do my ... do help you.
12. What' s the name of the girl living next .. to you?
13. Did you see the new factory on the ... to the station.?
14 You can' t marry that good .. nothing boy.


////////////////////////////////////////////////////


to look like - Benzemek, andırmak, gibi olmak


He looks like his father.
O babasına benziyor


That yellow flower looks like an orange.
Şu sarı çiçek bir portakala benziyor.


They all like my brother.
Hepsi de erkek kardeşime benziyor.


Second Hand - Kullanılmış, ikinci el


He bought a second hand car.
İkinci el bir araba satın aldı.


All his books are second hand.
bütün kitapları kullanılmıştır.


This is not a second hand radio
B u kullanılmış bir radyo değildir.


to be over - Sona ermek, bitmek


The lesson is over.
Ders sona erdi.


The second world war was over in 1945.
İkinci dünya savaşı 1945' te sona erdi.


He came after the fight was over.
Kavga bittikten sonra geldi.


to live on .. - ... ile beslenmek, ... yiyerek yaşamak.


What do birds live on?
Kuşlar ne ile beslenirler.?


Tigers live on meat.
Kaplanlar et ile beslenir.


Can a dog live on bones?
Bir köpek kemiklerle beslenebilir mi?


To go out - Dışarı çıkmak, gitmek, sönmek


I don't go out after dinner.
Yemekten sonra dışarı çıkmam.


The old man's cigarette went out.
Yaşlı adamın sigarası söndü.


The lights went out at seven o' clock.
Işıklar saat yedide söndü.


To throw away - işe yaramadığı için atmak


Do you throw away your old clothes?
Eski elbiselerinizi atar mısınız?


My wife threw away all the magazines and newpapers.
Karım bütün dergi ve gazeteleri attı.


Why did you throw away that letter?
O mektubu neden attın.?


out of date - Modası geçmiş, eski moda, demode


Wide trousers are out of date.
Geniş pantolonların modası geçmiştir.


He has a lot of out of date ideas.
Onun birçok modası geçmiş fikirleri vardır.


Her dresses are out of date.
Onun elbiseleri eski modadır.


Up to date - Modern, çağdaş, modaya uygun


Your ideas are not up to date.
Fikirleriniz modern değildir.


His methods are up to date.
Onun metotları moderndir.


And the ceiling is up to date.
Ve tavan modaya uygundur.


To catch by the arm (hand, leg..) - Kolundan (elinden,
bacağından ..) yakalamak.


The policeman caught him by the arm.
Polis onu kolundan yakaladı.


Don' t catch the dog by its tail.
Köpeği kuyruğundan yakalama.


She caught her son by the ear.
Oğlunu kulağından yakaladı.


In addition - İlaveten, Ek olarak, ayrıca.


They gave me a book in addition.
İlaveten bana bir kitap verdiler.


in addition to French he learns English.
Fransızcaya ilaveten İngilizce öğrenir.


He bought me a hat in addition to a shirt.
Bir gömleğe ilaveten bana bir şapka satın aldı.


Off duty - İzinli, Vazife başında değil.


You can smoke off duty.
Vazive başında değilken sigara içebilirsiniz.


He was off duty when I saw him.
Onu gördüğüm zaman izinli idi.


Are you off duty or on duty.?
İzinlimisiniz yoksa görev başında mısınız.?


On duty - Görev başında, Görevli, Nöbetci


Are you the doctor on duty.?
Görevli doktor siz misiniz.?


I never smoke on Duty.
Görev başında sigara içmem.


You can't talk to strangers when you are on duty.
Görevli iken yabancılarla Konuşamazsın.


Hand in Hand - El ele


They walked through the tress hand in hand.
Ağaçlar arasında el ele dolaştılar.


In the park everybody was walking hand in hand.
Parkta herkes el ele dolaşıyorlardı.


We must work hand in hand.
El Ele (birlikte) çalışmalıyız.


To come across - Rastlamak, Tesadüf etmek.


John came across an old book in the library.
John kütüphanede eski bir kitaba rastladı.


I came across a friend on my way to the hospital.
hastane yolum üzerinde - hastaneye giderken - bir arkadaşıma rastladım.


She came across an interesting picture while She was cleaning the room.
Odayı temizlerken ilginç bir resme rastladı.


Alıştırmalar - Exercises


Bu cümlelerde boş bırakılan yerlere aşağıdaki sözcüklerden uygun olanını koyunuz.


away - like - to - of - come - hand - by - out - off - duty - on- to - hand
- over


1. How did you ... across this old book?
2.Has your father gone ..
3. We, Turks, live ... bread.
4. The concert will be .. in five minutes.
5. All the houses look ... each other.
6. They were walking in the park ... in hand.
7. Why are you walking in the park.? Are you ... duty?
8. She likes buying second ... books.
9. You can't come to the cinema with us if you are on ...
10. I would throw .. all these books if I were you.
11. You can' t find that word in this dictionary. it's out ... date.
12. I' ll give you pen in addition .. this novel.
13 . His father was going to catch him .. the arm but he ran away.
14. All her dresses are up .. date.


////////////////////////////////////////////////////


Step by step - Adım adım, yavaş yavaş


One must learn mathematics step by step
İnsan matematiği adım adım öğrenmeli.


They climbed the mountain step by step
Dağa adım adım tırmandırlar.


He was promoted step by step
Adım adım terfi etti.


Any more - Artık, Daha fazla


I don't want any more cakes.
Daha fazla pasta istemiyorum.


we don't travel by plane any more.
Artık uçakta yolculuk etmiyoruz.


I hope he doesn't come back here any more.
Umarım buraya bir daha dönmez.


To here from - ...den haber almak


I haven't heard from my friend since the war.
Savaştan beri arkadaşımdan haber almadım.


Have you heard from your brother? is he enjoying his holiday?
Kardeşinden haber aldın mı? Tatilin tadını çıkarıyor mu?


When did you hear from him last?
Ondan en son ne zaman haber aldın.?


This (that) will do - işine yaramak, olmak, işini
görmek


Will this room do for the time being?
Şimdilik bu oda olur mu?


Half of the money will do for the moment.
Şimdilik paranın yarısı yeter.


Will this bag do to keep your jewels.?
Mücevherlerini muhafaza etmek için bu çanta işe yarayacak mı?


to be sure of - ... den emin olmak, güvenmek


Can you be sure of him.?
Ona güvenebilirmiyim?


How can they be so sure of themselves?
Nasıl bu kadar kendilerinden emin olabilirler.?


You can be sure of my ability.
Yeteneğimden emin olabilirsin.


in question - söz konusu, adı geçen.


Where is the report in question?
Söz konusu rapor nerede.?


Have you lost the file in question?
Söz kounusu dosyayı kayıp mı ettin?


is this the book in question?
Söz konusu kitap bu mu?


to hear of - işitmişliği olmak, bilgisi olmak


I have never of such a thing.
Hiç böyle bir şey duymuşluğum yok.


He has never heard of the Effiel Tower.
Eyfel kulesinden hiç duymamış.


it isn' t my fault if you haven't heard of 5 aces.
Beş tane birli olduğunu duymamışsan kabahat benim değil.


to be in a hurry - acelesi olmak, telaşlı olmak


They were in a hurry to leave.
Ayrılmak için acele ediyorlardı.


I'm in a hurry. Don't keep me.
Acelem var. Beni tutma.


She isn't in a hurry. You can do it next week.
Onun acelesi yok. Gelecek hafta yapabilirsin.


To have nothing to do with - İle ilgisi olmamak


This book has nothing to do with our English lessons.
Bu kitabın bizim ingilizce derslerimizle ilgisi yok.


Her shop nothing to do with our firm.
onun Dükkanının bizim firmamızla ilgisi yok.


They have nothing to do with our plan.
Bizim planımızla ilgileri yok.


once upon a time - Vaktiyle, evvel zaman içinde


Once upon a time there was an old man who lived in a hut by the river.
Vaktiyle nehir kenarında küçük bir kulübede yaşayan yaşlı bir adam vardı.


Once upon a time there was a great king.
Bir zamanlar büyük bir kral vardı.


Once upon a time there was a famous magician.
Evvel zaman içinde ünlü bir büyücü varmış.


To get lost - Kaybolmak, yolunu kaybetmek.


it is very big park. You can get lost in it.
O çok büyük bir praktır. Onun içinde kaybolabilirsiniz.


if it is your first trip to london, you will get lost here.
Londra' ya ilk yolculuğunuzsa, burada kaybolacaksıznız.


if you get lost, ask a policeman.
Kaybolursan, bir polise sor.


to keep in mind - Hatırada tutmak, unutmamak


You must keep in mind that they will be here at six o'clock.
Unutmamalısın ki saat altıda burada olacaklar.


Keep my name in mind for that jop.
Bu iş için adımı hatırında tut.


Keep this in mind, Henry, this is boxing, not dancing.
Bunu hatırında tut, Henry, Bu bokstur, Dans değil.


To be sorry for ( somebady) - bir kimseye üzülmek,
acımak


I am sorry for you.
Sana acıyorum.


She is sorry for her sister.
O kız kardeşine acıyor.


Why are you sorry for him.? He knew what he was doing.
Ona niye acıyorsun? O ne yaptığını biliyordu.


Far off - Uzaklarda, uzaklara


The stars are far off, so their ligh is weak
Yıldızlar (çok) uzaklardadır, bu yüzden ışıkları zayıftır.


I can't teach there. It's too far off.
Ben orada öğretemem (öğretmenlik yapamam), O pek uzaktdaır.


They live far off from each other.
Onlar birbirinden çok uzakta otururlar.


Alıştırmalar - Exercises


Bu cümlelerde boş bırakılan yerlere aşağıdaki sözcüklerden uygun olanını koyunuz.


for - by - in - in - lost - of - inm from - with - will - any - far - upon
- sure


1. My dog got .. last week.
2. Are you .. of their coming.?
3. Where is the book ... question?
4. I haven't heard ... my sister yet.
5. Have they seen your sister? have you heard ... her yet?
6. Once ... a time there was a kind king.
7. How can people live in ... off villages.?
8. Thank you. I think this is enough. This .. Do.
9. I am really sorry .. that old man.
10. They don't come here .. more.
11. The army came to the city step ... step.
12. Always keep htis ... mind. Don't give money to stangers.
13. Don't be angry with me. I have nothing to do ... the accident.
14. I can't listen to you now. I' m ... a hurry.


////////////////////////////////////////////////////


To change one's mind - Fikrini değiştirmek


He changed his mind again last night.
Dün akşam tekrar fikrini değiştirdi.


They mustn't change their minds so often.
Fikirlerini bu kadar sık değiştirmemeliler.


Please change your mind and come.
Lütfen fikrini değiştir ve gel.


To lie down - Yatmak, Uzanmak


I am tired. I will lie down for an hour.
Yorgunum, Bir saat uzanacağım.


When I was sick. I lay down for two hours every afternoon.
Hastayken her öğleden sonra iki saat yattım.


She lay down because she was tired out.
Yattı çünkü bitkindi.


to hurry up - acele etmek


If you don't hurry up, can't catch him in his office.
Acele etmezseniz onu bürosunda yakalayamayız.


Hurry up, our teacher is coming.
Acele et, ögretmenimiz geliyor.


You are always hurrying, George.
Her zaman acele ediyorsun, George.


On purpose - kasten isteyerek, bile bile


Did the driver kill the dog on purpose.?
Şöför köpeği kasten mi öldürdü?


Did Tom break the vase on purpose, or was it an accident?
Tom vazoyu kasten mi kırdı, yoksa o bir kaza mıydı?


On time - Tam zamanında


We were at the station on time.
Tam zamanında istasyondaydık.


Did you arrive at the lecture on time.
Konferansa tam zamanında vardınız mı?


You must hurry to be at the meeting on time.
Tam zamanında toplantıda olmak için acele etmelisiniz.


In Time - Vaktinden Önce, Gecikmeden, Vakitlice


We were at the station in time.
Gecikmeden istasyondaydık.


Did you arrive at the lecture in time?
Vakitlice (başlamadan) konferansa vardınız mı?


I hurried to be at the station in time.
Vakitlice istasyonda olayım diye acele ettim.


To make (one's) living - Hayatını kazanmak


I make my living by selling books.
Kitap satarak hayatımı kazanırım.


How do they make their living?
Hayatlarını nasıl kazanırlar.


She makes her living by working in a factory.
Bir fabrikada çalışarak hayatını kazanır.


Sooner or later - Er geç, eninde sonunda


He will accept our offer sooner or later.
Eninde sonunda teklifimizi kabul edecek.


Sooner or later you will have to make friends with them.
Er geç onlarla arkadaş olmamız gerekecek.


I knew I was going to find him sooner or later.
Onu er geç bulacağımı biliyordum.


On one's side - (birinin) tarafında, taraftar


We can rely on him. He is on our side.
Ona güvenebiliriz. Bizim tarafımızdandır.


The farmers were on the side of this party.
Çiftçiler bu partinin taraftarı idiler.


My mother-in-law is always on my wife's side.
Kayınvalidem daima karımın tarafındandır.


as to - Hususunda, konusunda, ... gelince


As to his ability, we are sure that he can do the job.
Onun kabiliyetine gelince, eminiz li işi yapabilir.


As to his friends , we can' t trust them at all.
Onun arkadaşlarına gelince, onlara hiç güvenemeyiz.


As to the weather in İzmir, it is very hot in summer.
İzmir' de havaya gelince, yazın çok sıcaktır.


For instance - Mesela, örneğin


Some people don't like writing letters, for instance my brother.
Bazı insanlar mektup yazmayı sevmezler, Örneğin kardeşim.


I have given her a lot of present, for instance that green hat.
Ona bir çok hediyeler verdim. Örneğin şu yeşil şapka.


You can learn a language, For instance English.
Bir lisan öğrenebilirsin, Örneğin İngilizce.


Out of the way - Sapa yerde, uzakta


The school is quite out of the way.
Okul oldukça sapa bir yerdedir.


He lives in an out of the way district.
O sapa bir mahallede oturur.


Is his house out of the way?
Evi sapa bir yerde mi?


A great deal (of) - Bir hayli, birçok, bir hayli çok


They talk a great deal, but they do nothing.
Çok konuşurlar ama bir şey yapmazlar.


They don't spend a great deal of money on clothes.
Elbiselere çok para harcamazlar.


He spends a great deal of his time milking cows.
Zamanının bir çok kısmını inek sağarak geçirir.


Alıştırmalar - Exercises


Bu cümlelerde boş bırakılan yerlere aşağıdaki sözcüklerden uygun olanını koyunuz.


mind - the - make - purpose - to - up - side - time - in - deal - down - later
- for - lie


1. the train arrived just on ...
2. They have a great ... of money
3. How does your father ... his living.?
4. There's plenty of time. We have arrived .. time.
5. Sooner or ... I shall marry her.
6. Please slow ... There's a police car behind us.
7. She lives in an out - of ... way house.
8. ... instance, Where were you last night?
9. Why do you keep changing your ...?
10. The doctor says you have to ... down for two days.
11. Hurry .. The bus is coming.
12. As ... the money, my father will give us some.
13. I want to know who is on my .... .
14. You Broke that vase on ... .

Benzer Yazılar



0 yorum:

Yorum Gönder